<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Blog &#8211; Logoterapi Eğitimi ve Danışmanlık</title>
	<atom:link href="https://www.viktorfrankltr.net/category/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.viktorfrankltr.net</link>
	<description>Viktor Frankl Enstitüsü Türkiye</description>
	<lastBuildDate>Sun, 27 Oct 2024 18:09:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://www.viktorfrankltr.net/wp-content/uploads/2021/04/cropped-Viktor-Frankl-TR-koyu-2-32x32.png</url>
	<title>Blog &#8211; Logoterapi Eğitimi ve Danışmanlık</title>
	<link>https://www.viktorfrankltr.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Logoterapide Eşzamanlılığın (Senkronisite)  Yeri</title>
		<link>https://www.viktorfrankltr.net/logoterapide-eszamanliligin-senkronisite-yeri/</link>
					<comments>https://www.viktorfrankltr.net/logoterapide-eszamanliligin-senkronisite-yeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Oct 2024 18:09:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.viktorfrankltr.net/?p=10843</guid>

					<description><![CDATA[Aryeh Siegel, “Logoterapide Eşzamanlılığın (Senkronisite)  Yeri (1)” adlı makalesinde şu tanımı önermiştir Eşzamanlılık, görünüşte nedensel bir ilişiki olmamasına karşın deneyimleyen kişi açısından anlamlı bir şekilde birlikte meydana gelen iki veya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large is-style-default"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="550" height="309" src="http://www.viktorfrankltr.net/wp-content/uploads/2024/10/synchronicity.png" alt="" class="wp-image-10840" srcset="https://www.viktorfrankltr.net/wp-content/uploads/2024/10/synchronicity.png 550w, https://www.viktorfrankltr.net/wp-content/uploads/2024/10/synchronicity-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /></figure>



<p class="has-text-color has-medium-font-size" style="color:#727272">Aryeh Siegel, “Logoterapide Eşzamanlılığın (Senkronisite)  Yeri (1)” adlı makalesinde şu tanımı önermiştir</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>Eşzamanlılık, görünüşte nedensel bir ilişiki olmamasına karşın deneyimleyen kişi açısından anlamlı bir şekilde birlikte meydana gelen iki veya daha fazla olay</strong></p></blockquote>



<p class="has-text-color has-medium-font-size" style="color:#727272">Örnek olarak, ani bir derin aşağılık duygusu hissinin hemen ardından kişinin yüzüne gelip çarpan bir çöp parçası.</p>



<p class="has-text-color has-medium-font-size" style="color:#727272">Eşzamanlılık adına pek çok metafizik iddia ortaya atılmıştır. Bunlardan dikkat çeken birtanesi, tüm bitişik olayların eşzamanlı olduğu, yani mucizevi oldukları iddiasıdır.</p>



<p class="has-text-color has-medium-font-size" style="color:#727272">Logoterapi ile kişinin dikkatini <em>anın anlamlarını</em> fark etmesine vermesi istenir. &nbsp;Yukarıdaki yapılan tanımın güzelliği de, şüpheli metafizik iddialara bir açıklama getirme kaygısı gütmeden eşzamanlılığın önemini korumasıdır. Eşzamanlılık burada öznel, metafizik bir deneyim olarak tanımlanmasına rağmen, eşzamanlılığın nesnel anlamın keşfini sağlanabilir bir niteliği olması göz ardı edilmemelidir. Bu, V. Frankl&#8217;ın değerlerin algılanmasıyla ilgili ifadeleriyle bir &nbsp;paralellik içerir.</p>



<p class="has-text-color has-medium-font-size" style="color:#727272">Kuşkusuz değerlerin farkına varılması ve anlaşılması için öznel deneyim kaçınılmaz bir gerekliliktir.. Ancak bu, değerlerin nesnelliğini de hiçbir şekilde çürütmez. Bu nedenle logoterapistler danışanlarının a<em>nın  anlamırını </em>bulmalarında yaşadıkları eşzamanlılık deneyimlerini birer fırsatlar olarak görebilir ve böylece terapötik süreçte ilerleme sağlayabilirler.</p>



<p class="has-text-color has-medium-font-size" style="color:#727272">KAYNAKÇA:</p>



<ol class="wp-block-list"><li>Aryeh Siegel &#8220;The Place for Synchronicity in Logotherapy&#8221; The International Forum for Logotherapy Vol.36; Number, p. 61-65</li></ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.viktorfrankltr.net/logoterapide-eszamanliligin-senkronisite-yeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Logoterapi tekniği olarak &#8220;Paradoksal Niyet&#8221;</title>
		<link>https://www.viktorfrankltr.net/logoterapi-teknigi-olarak-paradoksal-niyet/</link>
					<comments>https://www.viktorfrankltr.net/logoterapi-teknigi-olarak-paradoksal-niyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2022 21:09:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[-]]></category>
		<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.viktorfrankltr.net/?p=10620</guid>

					<description><![CDATA[Aşağıda yer alan yazı Elizabeth Lukas&#8217;ın muhteşem makalesi &#8220;The Birthmarks of Paradoxical Intention&#8221; bir özetidir. &#8220;Paradoksal Niyet&#8221; yönteminin Logoterapi kavramlarıyla bir ilgisi olup olmadığı hep sorulmuştur. Logoterapi uyguladığım on iki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-medium-font-size"><em>Aşağıda yer alan yazı Elizabeth Lukas&#8217;ın muhteşem makalesi &#8220;The Birthmarks of Paradoxical Intention&#8221;  bir özetidir. </em></p>



<p class="has-medium-font-size">&#8220;Paradoksal Niyet&#8221; yönteminin Logoterapi kavramlarıyla bir ilgisi olup olmadığı hep sorulmuştur. Logoterapi uyguladığım on iki yıl boyunca, diğer psikoterapi ekolleri tarafından çeşitli adlar altında sıklıkla benimsenmesine rağmen, Paradoksal Niyet yöntemi Logoterapi ilke ve nitelikleri üzerine oturmaktadır. Buna “Paradoksal Niyet’in DNA’sı” diyelim. </p>



<p class="has-medium-font-size">Davranışçı yönelimli terapistler hastalarının semptomlarını azaltmak amacıyla Paradoksal Niyet’e benzer belirli paradokslar kullanırlar. Ancak, uyguladıkları yöntemler Logoterapi prensiplerinden bağımsızdır, bundan dolayı etkileri Paradoksal Niyet yöntemi etkilerinden farklılık gösterir.</p>



<p class="has-medium-font-size">Paradoksal Niyet yöntemi ile Logoterapi&#8217;nin vurgusu olan  insanın insanlığı ilkeleri arasındaki bağlantıyı net bir biçimde ortaya koyarak bu aracın gelecekteki uygulayıcılarını da şimdiden aydınlatmayı amaçlıyorum. &nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">Tutum Değişikliği</h3>



<p class="has-medium-font-size">Paradoksal Niyet yönteminin DNA özelliklerinden birisi “değişim” olgusudur. Logoterapi “hızlı değişim sanatçısı” olarak nitelendirebiliriz, zira, saçma olandan bir anlam keşfini,  diğer bir ifadeyle, görünüşte anlamsız olaylardan bir değerin belirginleşmesini tekrar tekrar başarmıştır. Danışanlarında gerçekleşen hızlı değişimi Logo-terapist deyim yerindeyse, bir numara çekerek değil, tam tersine Logoterapi’nin ortaya koyduğu insanın insanlığı bilgisinin danışan tarafından deneyimlenmesi yoluyla gerçekleşir.</p>



<p class="has-medium-font-size">Paradoksal Niyet yöntemi, genellikle öyle sanıldığı gibi, davranışlarda yüzeysel bir değişiklik değil, aksine, kişinin kendisine ve duygularına karşı yeni bir perspektif yani tutum değişikliği kazanmasıyla bir değişiklik meydana getirir.</p>



<p class="has-medium-font-size">Paradoksal Niyet, evrensel anlam boyutunda kendi eksikliklerimizin farkına varmamızı sağlar. Kendi kendine, &#8220;<em>Tamam, eğer kapımı kilitlemediysem, açık kalsın, sonuna kadar açık kalsın, böylece hırsızların alayı içeri girip beni kör etsin </em>&#8221; diyebilen bir kadının tüm mülklerin ve maddi değerlerin geçici olduğunu sezmesi örneğinde olduğu gibi. İnsanların dünya ve zaman içinde birer toz parçası ve sonsuz bir evrende her türlü hazinenin önemsiz olduğu nazikçe sezilir. Sırıtarak patron<s>a,</s> bir kova dolusu terle, ya da onu kekeme bir gevezelikle bombardıman ettiğini hayal eden bir adam, patrondan daha büyük bir otorite olduğunu ve patronun sadece bir insan olduğunu idrak eder.</p>



<p class="has-medium-font-size">Fobik, obsesif kompulsif hastalar, fark ettikleri ayrıntıları büyük bir öneme sahipmiş gibi gören çarpık bir bakış açısına sahiptir,  Ancak, onlara daha uzak görünen büyük hedefler, görünüşte ulaşılamaz oldukları için onlara önemsiz veya uğraşmaya değmezmiş gibi görünür. Bu tür hastalar, yüksek binalardan aşağı bakan ve yakınlarında uçan kargaları dev canavarlar olarak gören ama, aşağıda sokaktaki kamyonları da oyuncak sanan çocuklar gibidirler. Sabah tuvaleti karmaşık bir törene dönüşür, işe gidişlerdeki otobüs yolculuğu da ürkütücü bir yolculuk haline gelir, zorlayıcı düzen gereksinimi nedeniyle çalışmak muazzam bir zaman alır, bir iş arkadaşının ters bir sözü gözyaşı seline neden olabilir. İşte bu, nörotiklerin küçük dünyasıdır. İnsan ruhuna sürekli meydan okuyan dış dünyanın onlar için pek de önemi yoktur.</p>



<p class="has-medium-font-size">Paradoksal Niyet yöntemi, ayrıntıları uygun olduğu yere geri yerleştirir. Sabah tuvaleti sırasında, “<em>vücudunun her yerinde bulunan bu milyonlarca bakteriyi kızdırmamak adına su sıçratılmamalıdır</em>.” “<em>Otobüs yolculuğu, kaybolan sabah uykusunu telafi etmek için ne de güzel bir baygınlık nöbeti imkânı sağlar. Çalışma arkadaşlarının sözleri siktir edilebilir.</em> &nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Bu abartmaların ortaya çıkardığı gerçek, duygusal tepkilerimizi bizim için önemli olan şeylere yöneltmek yerine değerli vaktimizi böyle ipe sapa gelmez şeylerle harcamanın gülünçlüğüdür. Bir tutum değişikliği yaşamadan, dikkatimizi küçükten büyüğe yönlendirmeden, Paradoksal Niyet yöntemi başarılı olamaz. Bu nedenle, bu yöntemin vurgusu, birçok psikoterapist tarafından birçok varyasyonda kullanılan paradoks tekniği üzerinde değil, “niyet” kelimesi üzerinedir.</p>



<p class="has-medium-font-size">Deneyimli bir evlilik danışmanı “İnsanlar çelişkileri sever” dedikten sonra, bana birçok çifte ayrılmalarını tavsiye ederek onları bir arada tuttuğunu anlatmış ve devam etmişti: “<em>Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür</em>”, “<em>Kalmak zorunda kalırsa, o hep gitmek ister</em>”, “<em>Eğer oradaysa geri dönmek ister</em>”. Meslektaşımın sözlerinde bazı gerçekler var, ancak o paradoksu sadece bir teknik olarak uyguladı. Bir keresinde ben de saatlerce kocasından şikâyet eden bir kadına paradoksal bir yaklaşımla: &#8220;<em>Kocanız gerçekten de Tanrı&#8217;nın yarattığı en sevimsiz, beceriksiz ve kötü adamlardan birisi olmalı</em>” diye karşılık verdim. Şikayetlerini hemen durdurdu ve aniden kocasının bazı iyi yönlerinden bahsetmeye başladı. En temel fark, sözlerimin ciddiye alınır olmadığını bilmesi ve abartılarımla, eşine karşı içsel tutumunu düzeltmesi ve kocasının küçük hatalarını orantısız bir biçimde büyütmemesi gerektiğini yönünde nazikçe uyarılmış olmasıydı. Ayrılmalarını tavsiye etseydim, bu fikri ona cazip de gelebilirdi. Mekanik bir teknik, işe yarayabilir veya çalışmayabilir, ancak, bir kişinin bir bakış açısı kazanmasına yardımcı olacak bir tutum değişikliği her zaman bir kazanım sağlar.</p>



<p class="has-medium-font-size">Logoterapi ilk ve açık ara uzun bir zamandır tutum modülasyonunun önemine vurgu yapan tek psikoterapi yöntemiydi. Vurgu o kadar güçlüydü ki, tutum değerlerinin psikoterapide kalıcı bir yer almasını sağlandı. Tutumların ele alınması, psikolojik semptomları normale döndürmeye yönelik bir terapi planında odak noktasıdır. Önemsiz ayrıntılara ( fobileri ve obsesif kompulsifler) takılmadan daha doğru bir ifadeyle, önemsizi mizahi bir biçimde görmezden gelmeye ve böylece hayattaki anlamlı şeylere kapı açan tutum değişikliği, Logoterapinin insan tanımına yaptığı vurgunun tipik bir uygulamasıdır. &nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">İç Diyaloglar</h3>



<p class="has-medium-font-size">Paradoksal Niyet yöntemi DNA’sında yer alan diğer bir özellik de iç diyaloglardır. Psikoterapide, “<em>kendini bil</em>” çağrısı bilinir ve herkes tüm sorunların kendini bilmekle çözüleceğini düşünmüştür. Ancak bu çağrı susturuldu, çünkü, öz-bilginin kaygan bir kavram olduğu ortaya kondu ve psişik boyutun derinliklerinde ne kadar çok kanıt bulunduysa, orijinal coşku da bir o kadar kayboldu.</p>



<p class="has-medium-font-size">Bu arada, Logoterapi, pek de fark edilmeden benliğe ilişkin daha kapsayıcı bir yaklaşım sundu: benliği anlamaktan ziyade, benliğin neye yönlendiğinin önemine vurgu yaptı. Bu yaklaşım daha iyidir çünkü, eylemseldir ve sonuçları, “gizli güçleri” ararken bilinçaltını ve bilinçaltını keşfettiğimizde kurbanı olduğumuz yorum ve fantezilerden daha somut ve elle tutulur şeylerdir. Anlamlı bir iç diyalog benliğin kontrol altında olduğu bir tinsel boyutun var olması, yani gizli güçler tarafından kontrol edilen psişeden ayrı bir boyut olmasıyla ancak mümkün olur. Bu insan görüşü, insanın kendisinden uzaklaşabilme yetkinliğinin keşfi ile mümkün olmuştur. </p>



<p class="has-medium-font-size">Paradoksal Niyet tekniğiyle tin ve psişe arasında kurulan bir iç diyaloga bir örnek; morali bozuk, bir hasta depresif olarak uyandığında kendi kendine homurdanır &#8220;<em>Günaydın</em>”. &#8220;<em>Devam et, günümü mahvet. Bakalım başarabilecek misin, göreceğiz? Ama biraz çaba sarf etmen lazım, öğle bu çocuk oyuncağı deme&#8221;. </em>Bir başka hasta, bir fincan kahveyi düşürdükten sonra kendi kendine, &#8220;A<em>rtık sinirlenmek için iyi bir nedenim var</em>,&#8221; diyecektir. &#8220;<em>Her zaman sebepsiz yere sinirlenirim, şimdi haklı olduğum için öfkemin tadını çıkarabilirim!&#8221;</em> Benlikle yapılan bu tür kısa diyaloglar,  paradoksal bir biçimde amaçlanan olumsuz ruh halini hemen yatıştırır.</p>



<p class="has-medium-font-size">Kural olarak korkulan sonuçlardan ziyade, korkunun kendisiyle içsel bir diyalog geliştirilmek yoluyla kendilerini korkularından kurtaran hastalarım oldu. Ancak bazı fobiler o kadar belirsizdir ki, sonuçları bir sis veya belirsiz tehditler içinde gizlidir. Bu gibi durumlarda hastalarıma: “<em>Bugün korkumu dünyanın neresinde bıraktım? Onu bir yerde kaybetmiş olsaydım ve bir daha bulamasaydım çok kötü olurdu. O kadar uzun zamandır sadık bir yoldaşımdı ki, onu çok özleyeceğim.</em>&#8221; iç diyalogu gerçekleştirmesini öneririm. </p>



<p class="has-medium-font-size">Hastaların “domates gibi kırmızı kesilmelerini” istemek veya belirsiz korkulara bile karşı koyabilmeyi sağlayan, paradoksal olarak tasarlanmış bir iç diyalogdur. Kendinden uzaklaşma kapasitesi olmadan, kişinin kendisiyle diyalog kurması mümkün değildir. &nbsp;Aynı kişinin zihinsel ve psikolojik benliği arasında algılanabilir bir mesafe yoksa kim kiminle konuşabilir?</p>



<p class="has-medium-font-size">Kendinden uzaklaşma, Logoterapinin temel kavramı olarak Paradoksal Niyet yöntemini üretmiştir, çünkü bu yöntem benlikle gerçekleşen terapötik bir diyaloğun yüzde doksanını kapsar. Bu meşruiyet, paradoksal niyet ve benzer yöntemleri kullanan ama kökenleri ile ilgili bir sahiplik üstlenmeyen yaklaşımlar tarafından ortadan kaldırılamaz.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Mizah</h3>



<p class="has-medium-font-size">Paradoksal Niyet’in, Logoterapinin bir çocuğu olduğunu tanımlayan üçüncü DNA özelliği, psikolojik bir volkanik patlamaya benzeyen semptomları alay konusu yapan <em>mizahtır</em>. Sadece nadir hastalar, durumlarının trajedisini görmek ve paradoksal formülasyonların komik yönlerini takdir etmek için yeterli mizah anlayışına sahiptir. Ancak, trajedinin gerisindeki mizahı bir kez sezdiklerinde, gülmeye başlarlar ve devam ederler. Kendilerine, korkularına ve zorlamalarına, paradoksal niyetlerine gülerler; bu sağlıklı bir gülmedir.</p>



<p class="has-medium-font-size">Oldukça toplu bir kadın, &#8220;<em>Trenle seyahat edemiyorum</em>,&#8221; dedi. &#8220;<em>Her zaman yanlışlıkla arabanın kapısını açıp düşeceğimi düşünüyorum</em>&#8221; Ona paradoksal bir şekilde niyet ederek sordum. &#8220;<em>Neden ara sıra kapıyı açıp birkaç kez düşmek istemiyorsun? Kiloları azaltmanın belki de en iyi yolu biraz yuvarlanmaktır -muhtemelen yeterince egzersiz yapmıyorsunuzdur- trenden düşmek büyük bir fırsat olabilir, çünkü o zaman tekrar treni yakalayabilmek koştuğunuzda için o ekstra kilolardan nasıl kurtulacağınızı görürsünüz!</em>” Kadın güldü ve bir sonraki seansımıza geldiğinde hala gülüyordu. &#8220;<em>Sonunda bir trene bindim,</em>&#8221; diye ekledi, &#8220;<em>ve kapıya her baktığımda kilomu düşürmek için çılgın reçetenizi düşünmek zorunda kaldım ve korkum uçtu gitti. Bu saçmalık&#8230;</em>” gülmekten sözlerine devam edemedi. O zamandan beri trenle seyahat ederken hiç zorluk çekmedi.</p>



<p class="has-medium-font-size">Mizahın önemi hangi insan doğası teorisinden türetilebilir? Sadece bir tanesini biliyorum- Logoterapi tarafından açıklanan, haz ve acıya değil, anlama (ve saçmalığa) yönelik özel olarak insani bir boyutu tanıyan insan doğası kavramı. Mizah, saçmalıktan anlamın belirginleşmesini sağlar. Sözü edilen hasta, benim &#8220;saçma&#8221; sözlerimdeki daha derin anlamı mizah sayesinde fark edebildi. Bir fıkraya güldüğümüzde, anlamsız sözcükler dizisine değil, anlamsızlığın ardında algıladığımız anlam çekirdeğine güleriz, fıkrayı “anlarız”.</p>



<p class="has-medium-font-size">Paradoksal niyet mizahi olmalı, yoksa tehlikeli bir öz telkin haline gelir. Hasta, paradoksal olarak niyet etmek yerine, kendini trenden atmayı teklif etseydi ne olurdu bir düşünün! Mizahın kullanımıyla paradoksal niyet, insan ruhunun anlam boyutunun bir parçası haline gelir ve böylece Logoterapinin kaynağına yaklaşır. Mizah sadece Logoterapinin bir DNA özelliği değil, aynı zamanda onun ayırt edici özelliğidir. Semptomlarına gülebilenler onların üstesinden gelebilmişlerdir. Hastalıklarından ve duygusal işkencelerinden etkilenmeyen tinin kanatlarında taşınırlar.</p>



<p class="has-medium-font-size"><em>ELISABETH LUKAS, Ph.D., International Forum for Logotherapy, 1982, XV, 20-25.</em></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p>&nbsp; &nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.viktorfrankltr.net/logoterapi-teknigi-olarak-paradoksal-niyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Korkuların gelip geçmesini nasıl sağlayabilirim</title>
		<link>https://www.viktorfrankltr.net/korkularin-gelip-gecmesini-nasil-saglayabilirim/</link>
					<comments>https://www.viktorfrankltr.net/korkularin-gelip-gecmesini-nasil-saglayabilirim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2021 13:09:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.viktorfrankltr.net/?p=10498</guid>

					<description><![CDATA[Keşfettiğimiz umut, gerçek dışı korkularımız karşısında etkinliğini yitirebilir. Bununla kalmaz, gerçekten de korkulması gereken bir dünya yaratır. Zira, sakınılan göze çöp batar. Peki bu koruların gelip geçmesi nasıl mümkün olur? ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Keşfettiğimiz umut, gerçek dışı korkularımız karşısında etkinliğini yitirebilir. Nasıl mı? Hepimiz biliriz, genelde korkulan şey ne hikmetse başa gelir. Aşırı derecede enfeksiyon korkusu olan devamlı el yıkamaktan (ablutomani) muzdarip biri, böyle bir korku &nbsp;yaşamayan birine göre enfeksiyonu daha kolay kapabilir. Misafirin önüne yanmış yemek çıkartma endişesi olan ev hanımı, paniğe kapılıp rostoyu fırından erken çıkarır. Misafire sunduğu et bu sefer de sert olur, sonuç, misafirin önüne gene kötü bir yemek çıkarmış olur. &nbsp;Sınavlarda başarısız olma kaygısı ile kopya hazırlayan öğrenci, konuya hâkim olmak için gereken süreden daha fazla süreyi  kopya hazırlığı için harcar. Sonuç, başarısız olma riski artar ve kişi daha da güvensiz hale gelir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>En genel sonuç ise, endişeli kişi, korkunun hüküm sürdüğü bir dünyayı kendi elleriyle yaratmış olur ve bu da gerçekten de korkulması gereken bir dünya oluşturur.</p></blockquote>



<p>O halde, kişi bu korkulardan kurtulmak istiyorsa, bu başa bela olan ve (çoğunlukla) gerçek dışı kaygıların gelip geçmesine izin vermeyi öğrenmelidir. Bununla ilgili iki gerçek vaka:</p>



<p><strong>Örnek 1</strong>: Bir hastam, karısında tromboz (toplardamarda pıhtı oluşması) oluşacağı ile ilgili bir saplantıya kapılmış ve bir gazetede trombozun yarattığı tehlikeler hakkında bir şeyler de okumuş. Karısının küçük bir cerrahi müdahale geçirmesi gerekti. Bu durum karşısında hastamın endişesi dayanılmaz bir boyuta ulaştı. Hastaneye giderken karısını mezarda görüyor gibiydi.</p>



<p>Endişesini benimle paylaştığında, ona sordum: &#8220;Asıl kim için endişeleniyorsun, kendin için mi, yoksa karın için mi?&#8221;.  Cevabı &#8220;Karım için,&#8221; oldu. &#8220;Öğleyse,&#8221; dedim, &#8220;şu anda önemli olan karınızın moralinin yerinde olması ve endişelerinizden etkilenmemesi.&#8221;  Hastam bunu anlıyordu. Devam ettim: “Onu hastanede ziyaret ettiğinizde iyimserlik yaymak sizin göreviniz,  ama, böyle endişelenmeye devam edersen, bunu beceremezsin.&#8221; Devam ettim, &#8220;bu nedenle, şimdilik korkularınızı bir kenara bırakın&#8221;: &#8216;Eşimde değil bir tromboz, on tromboz oluşmuş olsa ve üstüne bir de kalp krizi geçirse bile, gelecekte güzel günlerin bizi beklediğini söylememe hiçbir şey engel olamaz. Onun için, onun iyi olması için olumlu düşünmeye devam edeceğim.” </p>



<p>Hastam, bir gülerek, bir ağlayarak, umut yaymaya yönelerek, kendisine de umut oldu. Bu umut karısının kısa sürede iyileşmesine de vesile oldu.</p>



<p>Örnek 2: Bir rahip, geceleri, karanlıkta kilisede mastürbasyon yapacağı ile ilgili birkorkudan şikâyetçiydi. Bunun bir saplantı, korku olduğunu bilmesine karşın, utanç içinde kiliseye gidemez olmuş.  Bana getirildiğinde şunu önerdim: &#8220;Tanrı, temiz bir kilise binasından daha çok dünyevi temsilcilerinin sağlam ve güvenilir olmalarına daha fazla önem verir”. Artık fantezileri tarafından engellenmek yerine kilisesine cesaretle girerek Tanrı&#8217;ya olan mutlak güvenini kanıtlayabilir. Böylelikle kilisede her türlü uygunsuz eylemi gerçekleştirme olasılığına katlanabilir ve gerçekten de uygunsuz bir şeyler yaparsa da, “her şeyi bilen” Tanrı&#8217;nın tüm bunları yapanın rahatsızlığı nedeniyle yaptığını ve gerçekten küfür etmek gibi bir niyeti olmadığını biliri konuştuk. </p>



<p>Hastam önce tereddüt etti. &nbsp;Bunun üzerine sordum: “Yoksa Tanrı&#8217;nın psikiyatri bilgisi sahibi olmadığını mı düşünüyorsunuz?” Güldü. &#8220;Görüyorsun,&#8221; dedim, &#8220;o zaman gelecekte bu gülüşle kilisenize gidin ve eğer korku geri gelirse, kendinize sorun “o her şeyi bilen, zararsız bir zorlanım korkusu ile kasıtlı bir küfür arasında ki farkı bilmez mi?&#8221;</p>



<p>Rahip görevine geri döndü ve ona musallat olan bu korku yavaş yavaş eriyip neredeyse yok olma derecesine kadar azaldı.</p>



<h5 class="wp-block-heading">Bir felaket, değiştirilemez bir kader yaşanan kişilere İpucu</h5>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Kişi aşırı büyümüş, zorlanım içeren korku nesnesiyle cesurca yüzleşirse, bu korkular geldikleri gibi giderler. Bu yüzleşme mizah kullanarak yapılmalıdır. Korkuları savma sanatında, korkulan şeyin abartılması önemlidir (&#8220;Karımda bir değil on tromboz gelişse bile&#8230;&#8221;; &#8220;Hayal edilebilecek her rezilliği kilisede içinde yapsam dahi…” Böylelikle, kişi öz uzaklaşma yaşayarak anlamlı bir şekilde davranabilir. Bir kader durumu ile karşılaşan ve böyle gerçek dışı korku yaşayanlar bu sanatı kendilerinde geliştirebilir. </p><p>Örneğin: “Hastalığımla arkadaş olmam gerekse bile. . ..” Böyle bir egemen kontrol karşısında, korkunun kendisi ürkecek, kuyruğunu kısarak kaçacaktır. Ancak, burada kişiyi yüreğinden gülümseten mizahi anlayışı bulması önemlidir.</p><cite>Elisabeth Lukas</cite></blockquote>



<p><strong>Elisabeth Lukas “Stillness &amp; Concentration” kitabından alıntıdır</strong>&nbsp;p.25-27</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.viktorfrankltr.net/korkularin-gelip-gecmesini-nasil-saglayabilirim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihin ve Beden Birlik Olursa</title>
		<link>https://www.viktorfrankltr.net/zihin-ve-beden-birlik-olursa/</link>
					<comments>https://www.viktorfrankltr.net/zihin-ve-beden-birlik-olursa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Aug 2021 16:27:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.viktorfrankltr.net/?p=10488</guid>

					<description><![CDATA[Umut insanı mucizeye yönlendirir. Emin olabileceğimiz tek sonuç, ruh ve bedenin en iyi şekilde uyum içinde olabilmesi ancak umut ile mümkün olduğudur.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Gerçek umudun her türlü nedene karşı umut etmek olduğunu söylemiştik. Bu hiçbir biçimde sebepsiz veya anlamsız değildir</p></blockquote>



<p>“Hayaller Gerçek olabilir” başlıklı yazıda, Bob&#8217;un deniz suyunu içebilmesi örneğinde olduğu gibi, açıkça, irrasyonel olan ancak, tamamen anlamlı olan bir paradoks durumu ortaya çıkabilir.Bir başka örnek, ünlü şair Theodor Storm&#8217;un yaşamının son dönemine ilişkindir. 1887 yılında aile doktoru tarafından ileri düzeyde mide kanseri teşhisi koydu. Theodor Storm bu kaderle cesurca başa çıkmaya çalıştı. Ancak, soğukkanlılığını koruyamadı ve hızla geçen günlere bakarak moralini bozdu. Bu melankolik ruh hali şiirini etkiledi. Aşağıdaki satırlardaki acı bunun kanıtıdır. </p>



<p class="has-text-align-center">Güçlü adımlarla bozkırda yürüdüm,</p>



<p class="has-text-align-center">Yine de ne cılız yankılandı</p>



<p class="has-text-align-center">Sonbahar gelmiş, bahar geride kalmış,</p>



<p class="has-text-align-center">O zamanki neşe ve şarkılar nerede şimdi?</p>



<p class="has-text-align-center">Hayat ve aşk hızla benden uzaklaşırken</p>



<p>Storm anlatılamaz acılar çekti. Sonra birden umutlandı. Daha önce danıştığı başka bir doktorun teşhisine inandı. O doktor, kötü huylu olmayan ve kendi kendine geri çekilecek olan genişlemiş bir aort teşhisi koymuş.</p>



<p>Storm kanser olmadığına kendini inandırdı. Hayatı kucakladı ve en büyük eseri olan Schimmelreiter (Dykemaster) romanı üzerinde çalışmaya başladı. Storm kimsenin mümkün olmadığını düşündüğü bir şeyi başardı (aile hekimi dahil). 4 Temmuz 1888&#8217;de vefat etmeden önce en büyük eserini tamamladı.</p>



<p>Bu kendini kandırdığı anlamına mı geliyor? Öyle görünebilir, ama umudun bilgeliği daha yücedir. Umudunu kaybedip, hayata olan güvenini yitirmiş olsaydı hem kendisi ve hem de dünyayı muhteşem bir eserden mahrum bırakacaktı. Hayır, mantığın göremeyeceği bir yer yerlere inanması gerekiyordu ve bu inanç ona muhteşem sanat eseri meyvesini hediye etti.</p>



<p>Bu arada, bu örneklerin mantığın ötesinde işlediğinin kanıtı olarak, bu örnekler genelleştirilemez. Bir deniz kazasına uğramış birinin deniz suyu içerek ani ölümü önleyebileceği sonucu çıkarılmamalıdır. Herhangi bir durumda, bir kişi için en anlamlı olan şey &#8220;yukarıdan gelir&#8221;.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Umut insanı mucizeye yönlendirir. Emin olabileceğimiz tek sonuç, ruh ve bedenin en iyi şekilde uyum içinde olabilmesi ancak umut ile mümkün olur.</p></blockquote>



<p>Bob, Norveçli yük gemisi ortaya çıkana kadar dayanabilecek tek kişiydi ve bu sadece onun içecek su bulması ile ilişkilendirilemez. Bob&#8217;un olumlu zihinsel tutumu, vücudunun direnmesine yardımcı oldu. Strom&#8217;un kansere yenik düşen bedeni son rezervlerini harekete geçirebilmişti, ancak bu aile doktorunun çabalarından kaynaklanmıyordu. Storm&#8217;a ilham olan, biyolojik durumunun ötesinde kısa bir süre yaşamasına sebep oldu. Ruh umuda yöneldiğinde, beden daha yavaş çöker.</p>



<p>Ludwig van Beethoven, yaşadıkları karşısında aşağıda yazdığı satırlar gibi.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Doğrudan veya dolaylı, davetsiz gelirler; Doğada, ormanda, dışarıda yürürken, gecenin sessizliğinde, sabahın erken saatlerinde, karşımda bulurum. Gönle dokunan ne varsa hep yukarıdan gelir. Yoksa o notalar ruhsuz bedenler gibi olur. &nbsp;Çamur ve kil. Ruh, topraktan ilahi kıvılcımlara doğru yükselmelidir. Çiftçinin değerli tohumu emanet ettiği bir tarla gibi, öyle ki, geldiği kaynağa uzanıp, çiçek açıp bol bol meyve vermesi gibi.</p><cite>van Beethoven, L. (1997<em>). Beethoven: ein </em>We<em>gweiser für den Musikhörer in Zitaten und Zeugnissen. </em>Musicosophia-Verlag: pp. 35, 42</cite></blockquote>



<p>Bu nedenle, bestecinin sağır olmuş kulağına karşın, kalbinin ve ruhunun iç sesini duymasını umut dolu bir tutum içinde olduğu sonucuna varabiliriz. Beden ve ruh birlikte çalışarak neredeyse her türlü engelin üstesinden gelebilir.</p>



<h5 class="wp-block-heading">Bir felaket, değiştirilemez bir kader yaşanan kişilere İpucu</h5>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Aynı şekilde ruhunuz ile bedeniniz arasında bir bağ kurabilirsiniz. Bu, gerekirse her şeye rağmen umut etmeye devam ettiğinizde olur. Ancak, ümit, hedeflenen bir amaç için emredilecek bir şey olamaz. Umut, durumunuza uygun mucizelere içten bir inanışla belirir. Mantıklı çıkarımlara kendinizi zorlamadıkça ya da mantıksız korku ve taleplerle müdahale etmediğiniz, durumda, özgürleştiğinizde bu tür mucizelerin gerçekleşeceğine dair sizi temin ederim</p><cite>Elisabeth Lukas</cite></blockquote>



<p><strong>Elisabeth Lukas “Stillness &amp; Concentration” kitabından alıntıdır</strong>&nbsp;p.21-23</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.viktorfrankltr.net/zihin-ve-beden-birlik-olursa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayaller Gerçek olabilir</title>
		<link>https://www.viktorfrankltr.net/hayaller-gercek-olabilir/</link>
					<comments>https://www.viktorfrankltr.net/hayaller-gercek-olabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2021 13:51:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.viktorfrankltr.net/?p=10475</guid>

					<description><![CDATA[İnsan rasyonel bir bakışla çıkış göremeyebilir, ama sezgisel olarak fark ettiği veya inandığı bir şeyler olabilir. Kişi bu inancına dört elle sarılmalıdır. Bu ona dayanması için gerekli gücü sağlayacaktır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsana o en muhtaç olduğu an güç veren nedir?</p>



<p>Tanıştığım, birbirinden bağımsız evli bir çift ile bir kadının ortak yanları karşılıksız kendilerini bir çocuğun yaşamına adamak ve bu adanmışlık sonucu güçlenmiş olmalarıydı. Bunun dışında ortak bir özellikleri yoktu. İlk örnekteki çocuk ölmek üzereydi, diğerinde ise tekrar yaşama dönen bir çocuk. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>“<em>Seçim yapabilmek</em>” ve “<em>adanmışlık</em>” asıl iksiri üretir ve şifa sanatıyla birlikte yenilmez bir ekip olup umudu besler.</p></blockquote>



<p>Umut “mucizelerin olacağına” inanmak olarak da tanımlanabilir, rasyonel düşünceyle açıklanamaz. Gerçek umut dünyevi bir “mutlu son” anlamına gelmez, daha ötesinde aşkınlık boyutuna uzanır.</p>



<p>Gerçekçi, rasyonel olmanın ötesinde umut dolu olmak, aşkın boyutta sezilen değerlere, anlama yönelmek demektir. &nbsp;Otto Heinrich Kühner bakın bunu aşağıdaki hikâye ile ne güzel anlatmış.</p>



<p>Bill genç bir adam, kör olan Bob’un koluna girmiş onu yürüyüşe çıkarıyor. Bob&#8217;da Bill&#8217;e hikâyesini anlatmaya başlar:</p>



<p>Gençken pilot olduğunu ve Miami’den Brezilya’nın Permambuco şehrine uçarken bayan bir yolcunun valizine gizlenen patlayıcının ateş almasıyla yaşanan felaketi detaylarıyla anlattı. Patlayıcıyı kadının valizine kocası  yüklü bir mirasa konabilmek amacıyla koymuş. &nbsp;</p>



<p>Bob: &#8220;Patlama sesini duydum, ardından uçak dönerek Atlantik okyanusa düştü. Uçakta yolcu, personel toplam 23 kişiydik. Düştükten sonra altımız hala hayattaydı. Ben patlamada gözüme giren cisimler nedeniyle kör oldum. Bu arada uçağın bir parçası suyun yüzeyinde yüzüyordu, ona yapıştık. Dört saat geçmeden aramızdan iki kişi güçlerini kaybettiği için kayarak düştüler ve boğuldular. Geriye kalan dört kişi olarak tüm geceyi bu durumda geçirdik.</p>



<p>Aramızdan r. Bernardes kendini tellerle bu yüzen parçaya bağladı. Güneş doğarken durumdan etkilenen ve çığlık çığlığa bağırıp çağıran bayan gücünü yitirdi, tutunduğu yerden kaydı ve suda boğuldu gitti. Yükselmeye başlayan güneş cehennem ısısı yaymaya başlamıştı. Telsiz operatörü Adam de bağırmaya, küfürler savurmaya başladı. &nbsp;Adam, hepimiz hakkında bir şeyler söyleyip durdu. “Hepimiz susuzluktan boğulup gideceğiz ha dua etmişiz ha küfür fark etmeyecek hepimiz ölüp gideceğiz. &nbsp;Ne lanetli bir durum suyun ortasında susuzluktan ölmek.”&nbsp; Adam, içinde ne varsa hepsini bizle paylaştı. Son olarak da köpek balığı sürüsü tarafından nasıl saldırıya uğrayacağımız hakkında konuştu. Bu arada Mr.Bernardes hala tellerle bağlı durumda susuzluğa dayanamamış, orada can verdi. Adam, köpek balıkları benim canlı bedenimden önce onu ısırsınlar diye bıçağı ile Mr.Bernardes’in tellerini kesti ancak Adam da pek fazla dayanamadı. </p>



<p>Bob devam etti.: &#8220;Şimdi tek başıma kalmıştım ama hala ümidim vardı. Ne için bilemiyorum? Denizin ortasında, susuz ve kör olmama rağmen. Tüm bu başıma gelenin daha iyisi için olduğunu düşünüyordum.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>İnsan rasyonel bir bakışla çıkış göremeyebilir, ama sezgisel olarak fark ettiği veya inandığı bir şeyler olabilir. Kişi bu inancına dört elle sarılmalıdır. Bu ona dayanması için gerekli gücü sağlayacaktır.</p></blockquote>



<p>Susuzluk Bob’un zihnini bulanıklaştırmış ve bu durumda kendisini deniz suyu içerken bulmuş. Ancak, bir mucize, içtiği su tatlı su çıkmış. Bu da hayatının kurtulmasına neden olmuş. Ertesi gün bir Norveç balıkçı gemisi tarafından kurtarılmış.</p>



<p>Bill şaşırmış bir şekilde sordu: “ Okyanusun ortasında nasıl tatlı su olur ki?”</p>



<p>Bob: “Bunun nedenini daha sonra buldum. Okyanusa dökülen nehir suyu. Amazon nehrinin suyu, yağmur mevsiminde çok büyük miktarda denize dökülürmüş ve bu bir su koridoru oluştururmuş.</p>



<p>Bill sorar, bu durumda Adams’da sudan içseydi hayatta kalabildi değil mi?</p>



<p>Bob onayladı ve ekledi.: &#8220;Adams çok önceden ümidini yitirmişti ve köpek balıklarından aşırı korkuyordu. Ancak, tatlı suyun olduğu yerde köpek balıkları pek gelmez.&#8221;</p>



<h5 class="wp-block-heading">Bir felaket, değiştirilemez bir kader yaşanan kişilere İpucu</h5>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Düşünün bir yukarıdaki dört kişiden biri olduğunuzu. Şu an başınıza gelmiş olanın da buradaki mecazi susuzluk ile sembolize edildiğini düşünün. Bu Çin işkencesinden beter olabilir. Ama, gene de içinde bir umut barındırmıyor mu? Burada ki kadın kazazede gibi davranıp (bağırıp çağırıp, isyan edip enerjinizi tüketmeyin) Mr.Bernardes gibi kendinizi bağlayıp, pasif bir duruş sergilemeyin. Bunların ötesinde, Telsiz operatörü Adam&#8217;ın tutumundan uzak durun, hayali köpek balıklarına yem olan. İlginizi Bob’un göstermiş olduğu o kadim bilgeliğe verin: Ne mutlu göremese dahi inananlara…</p></blockquote>



<p><strong>Elisabeth Lukas &#8220;Stillness &amp; Concentration&#8221; kitabından alıntıdır</strong> p.17-21</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.viktorfrankltr.net/hayaller-gercek-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayatta herkesi bekleyen  önemli görevler mutlaka vardır</title>
		<link>https://www.viktorfrankltr.net/hayatta-herkesi-bekleyen-onemli-gorevler-mutlaka-vardir/</link>
					<comments>https://www.viktorfrankltr.net/hayatta-herkesi-bekleyen-onemli-gorevler-mutlaka-vardir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Aug 2021 10:51:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.viktorfrankltr.net/?p=10470</guid>

					<description><![CDATA[Her kişinin yaşamının her anı ve detayında gizlenmiş, ancak, yaşamın ileri safhalarında netleşecek, belirginleşecek bir anlam mutlaka vardır. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Her kişinin yaşamının her anı ve detayında gizlenmiş, ancak, yaşamın ileri safhalarında netleşecek, belirginleşecek bir anlam mutlaka vardır.</p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Yaşamda her şey birbiriyle bağlantılı ve ilişki içindedir. Dünya, yaşam tam da bir tuğla ile örülmüş bir duvar gibidir, yani, aradan bir tuğla çekilince duvarın yıkılması gibi.</p></blockquote>



<p>Kendi hikayem; babam yeni bir şeyler öğrenme merakı olan birisiydi. Babam, 1920’lerde öğrenciyken değişik bir biçimde dil öğreten bir öğretmeninden çok etkilenmiş. Babamın dil öğrenmeyle ilgili hevesini fark eten bu öğretmen, babama boş zamanlarında başka dilleri de öğretmeye çabalamış, kitaplarını paylaşmış, öğlen teneffüsü sırasında beraber çalışmışlar. Bu öğretmenin tutumu muhtemelen benim (E.Lukas) dünyaya gelmeme sebep olmuş. Nasıl mı? II. Dünya Savası çıktığında, babamı asker, rütbesiz er olarak en zor cephelerden birisine nakletmişler. Bu arada, babamın yabancı dillerle ilgili birikimi fark edilmesi üzerine &nbsp;babam cephe gerisine, merkeze nakledilmiş. Babamın ilk tayin olduğu cephede büyük zayiatlar verilmiş. Kısaca, öz verili bir hocanın desteği ve babamın hevesli ve çalışkan tutumu büyük bir ihtimalle hayatta kalmasına vesile olmuş. Bu durumda ben de varlığımı bir şekilde babamın öğretmene borçluyum.</p>



<p>Buradan da anlaşılacağı üzere her yaptığımız şeyde, her hayata geçirdiğimiz değer ve anlamın gelecekte nelere kimlere katkı sağlayacağını önceden bilemeyiz. Ama, kesin olan bir şey, bir anlamı, değeri yaşama geçirdiğimizde tarihi değiştirmiş olduğumuzdur.</p>



<p>Babam ile ilgili anlattığım hikâye bir önceki yazımda yer alan, yaşamının değersiz olduğunu düşünen ve bu nedenle intihar girişiminde bulunan danışanımı etkiledi. Danışanım yabancı çocuklara Almanca ile ilgili koçluk yapmaya karar verdi. Bu onun küçük Ali ile karşılaşmasına sebep oldu. Ali’nin babası Suriyeli, ancak, göçmenlik başvurusu kabul görmemiş, annesi de Suriye’de ölmüş bir Alman. Öksüz kalmış ve köklerinden kopmuş bu küçük çocukla danışanım yakın bir ilgi geliştirdi. Danışanımın çabaları küçük Ali’nin danışanımın ailesinin yeni bir ferdi olması ile sonuçlanmış.</p>



<p>Bu yeni yetişen çocuğu gördüğümde, danışanımla yakınlaşmış ve hatta ona şaka yapar buldum. Bunun üzerine danışanıma; “yaşamda hepimizi bekleyen önemli şeyler vardır derken ne demek istediğimi anladın mı?” diye sordum. O da esprili bir biçimde “artık aynaya ihtiyaç duymadığını belirtti”.</p>



<h5 class="wp-block-heading">Bir felaket, değiştirilemez bir kader yaşanan kişilere İpucu</h5>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Seni bekleyen bir şeylerin olduğunu fark etmek için camdan aşağı atlaman gerekmiyor. Şimdi, seni beklen önemli şeyin ne olduğunu belki fark edemeyebilirsin. Muhtemelen, kendini duygusal ve zihinsel olarak sağlıklı tutmak için çabalıyorsun. Ya da yaşamının sonraki evresinde netleşecek olanı henüz fark edebilmiş değilsin. Ancak, inanmıyorsan, varsayman gereken şey: şu an belki içinde olduğun sağlık açısından tehlikeli durumun, gizemli bir biçimde seni bekleyen bir anlamın önkoşulu olduğudur.</p></blockquote>



<p><strong>Elisabeth Lukas &#8220;Stillness &amp; Concentration&#8221; kitabından alıntıdır</strong> p.13-15</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.viktorfrankltr.net/hayatta-herkesi-bekleyen-onemli-gorevler-mutlaka-vardir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hiç Kimse Gereksiz ya da  Değiştirilebilir değildir</title>
		<link>https://www.viktorfrankltr.net/hic-kimse-gereksiz-ya-da-degistirilebilir-degildir/</link>
					<comments>https://www.viktorfrankltr.net/hic-kimse-gereksiz-ya-da-degistirilebilir-degildir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2021 11:29:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.viktorfrankltr.net/?p=10452</guid>

					<description><![CDATA[Hiçbir zaman unutmaman gereken şey, tek ve biricik olduğundur]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hayatının anlamdan yoksun olduğunu düşünen çaresizlik içinde intihara teşebbüs etmiş ve birinci kattan atlamış ama şans eseri küçük sıyırıklarla kurtulmuş.</p>



<p>Kadın: “Düşündüm ki eğer ben ölürsem kocam daha iyi ve daha mutlu bir kadınla evlenir, çocuklarım da hep vır vır eden bir anneden özgürleşip biraz nefes alırlar. Kimsenin beni özleyeceğini sanmam her gün o alışveriş yaptığım dükkândaki asistan kız bile ya da dostlarımız, komşularımız. Bu dünyada olmam hiçbir fark yaratmıyor.”</p>



<p>Bu kanının hiçbir hastalığı bulunmuyor, ancak, kendisini değersiz hissediyor. Kendisini gereksiz, işe yaramaz ve ailesine, çevreye karşı bir yük olarak görüyor.</p>



<p>Böyle bir durumda nasıl müdahale edilir?</p>



<p>İki tez bu tip durumlar için uygun olabilir. Birincisi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Yaptığımız her bireysel eylem, kişisel, benzersiz ve başkaları tarafından kopyalanamaz bir biçimde bizim tinsel parmak izimizi taşır</p></blockquote>



<p>Bu ne demek?</p>



<p>Bu şu demek, bir kişinin ne yaptığı ne söylediği hiçbir şekilde bir başkasının yaptığı, söylediği ile eş değildir demektir. 100,000 kişiden bir manzaranın resmini yapmasını istediğinizde 100,000 farklı resim elde ederiz demek. Tabii, bu sadece sanat için geçerli bir durum değil, sıradan işiler için de geçerlidir. Bu, sokağı süpüren, çöpü toplayan belediye işinde bile böyle. O biricik olan kişinin kendisini nasıl ifade edeceği ile ilgili bu sokağı süpürürken de çöpü toplanırken de geçerli.</p>



<p>Kendisini değiştirilebilir bir eş, bir anne, bir müşteri olarak gören ve intihar girişiminde bulanan kadın yanlış düşünüyordu. Evet doğrudur onun görevleri, rolleri başka birisi tarafından doldurulabilir, ancak, bir kişi olarak, o değiştirilemez olandır, tekdir biriciktir. Onun ölümüyle birlikte o biricik olan, girdiği ilişkinde yaptığı işlerde kendi etkisini bırakan da ölür. Bunu ifade edebilmek adına aynı yumurta ikizlerinin yaşanmış hikayesini anlattım. Görünüşleri tıpa tıp benzeyen bu aynı yumurta ikizlerinden birisi kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiş. Öldüğünde evli ve iki küçük çocuğu varmış. Ne zaman ikiz kardeş ölmüş kardeşinin evine gitse kardeşinin çocukları korkudan yatağın içine saklanıyorlarmış. Saklanma sebepleri bir illüzyon yaşamaları değil ölmüş babalarının eve gelmiş olduğu sanrısıydı. Aynı görünüş, aynı ses, aynı ifade o kişi demek değildir. Çocuklar da bu antropolojik olguyu tam anlamasalar da sezgisel olarak bir “yedek” baba olgusunu reddetmişlerdir.</p>



<p>Danışanım olan kadın “kendisinin değiştirilemez” olduğu fikri karşısında şaşırdı ve sordu</p>



<p>&nbsp;“Benim neyim özel olabilir ki?”</p>



<p>Aynaya bakmasını istedim ve sordum:</p>



<p>“Gördüğün kadın günün birinde şimdiki yaşam arkadaşı olan eşini seçti. O kadın şimdiki çocuklarını hayata getirdi. O kadın her an çocuklarının kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için bir şeyleri seçiyor ve onun mücadelesini veriyor. Mahalle marketinden alışveriş yaparken iletişime girdiği tezgahtarla girdiği iletişimde bir içtenlik yakalamaya gayret ediyor. Ev işlerini kim için ne için yapacağını seçebilir. Senin ile ilgili özel olan işte bu, her an neyi ne için yapacağının kararlarını vermek, binlerce olabilirlikten birini seçmek”</p>



<p>Şaşkın bir biçimde kedisi ile ilgili farkındalıklara bakarak:</p>



<p>“Hiç seçme şansım olduğumu düşünmemiştim ya da seçimlerimin nelere yol açabileceğini” dedi. &nbsp;&nbsp;Bundan sonra daha özenle ve düşünerek hareket etmem gerekiyor diye de ekledi.</p>



<h5 class="wp-block-heading">Bir felaket, değiştirilemez bir kader yaşanan kişilere İpucu</h5>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Hiçbir zaman unutmaman gereken şey, tek ve biricik olduğundur. Pek çok kişi senin şu an geçtiğin acılar içinden geçti veya geçiyor, ancak, hiç birisi bu başına gelmiş karşısında senin gibi cevap veremez, çünkü, içinde olduğunuz durum tekil, hiç kimse daha önce bu durumda olmadı. Seçim yapacak olan sensin, kaderin, korkuların, dürtülerin değil. O en derin iç sesinize uygun yaptığın her seçim senden geriye bir tinsel parmak izi bırakır. &nbsp;Bu sonsuzluğa kazınmış bir kişisel damgadır. Bu nedene durumun ne olursa olsun seçimini bunu bilerek yap.</p></blockquote>



<p><strong>Elisabeth Lukas &#8220;Stillness &amp; Concentration&#8221; kitabından alıntıdır</strong> p.9-11</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.viktorfrankltr.net/hic-kimse-gereksiz-ya-da-degistirilebilir-degildir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değiştirilemez bir Kader ve Acıya rağmen Dolu Dolu bir Yaşam</title>
		<link>https://www.viktorfrankltr.net/degistirilemez-bir-kader-ve-aciya-ragmen-dolu-dolu-bir-yasam/</link>
					<comments>https://www.viktorfrankltr.net/degistirilemez-bir-kader-ve-aciya-ragmen-dolu-dolu-bir-yasam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Aug 2021 12:59:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.viktorfrankltr.net/?p=10435</guid>

					<description><![CDATA[Yaşama koşulsuz evet diyebilmek ancak ve ancak hayatın sunduğu anlamları keşfetmekle mümkün olur]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hepimiz hayatımızın anlam dolu olmasını isteriz. Ancak, işler yolundayken pek de yaşamımızın anlamı olup olmadığını sorgulamayız. Ne zaman ki işler ters gitmeye başlar hemen sorgularız?</p>



<p>Nedir bu başıma (başımıza) gelenler!!!,</p>



<p>Neden ben (biz)?</p>



<p>Haksızlık bu!!!</p>



<p>Bir felaket, trajedi, değiştirilemez bir kaderle karşılaştığımızda ilk cevap vermemiz gereken konu: başımıza gelen karşısında hayıflanmak mı yoksa yaşama koşulsuz olarak dört elle sarılmak mı olacaktır? Bu soruya tüm benliğimizle vereceğimiz cevap yaşamımızın anlamlı olup olmadığının da yanıtı olacaktır.</p>



<p>Aklıma yedi yaşlarında lösemiye yakalanan çocukları olan bir çift geldi, çocuklarını özel bir tedaviye rağmen teşhisten 3 yıl sonunda kaybettiler. Ancak, anne babaya sorarsanız bu süre otuz seneye denk, bunun da sebebi yaşadıkları zorluklar değil içten ve derinlikli ilişikleriydi.</p>



<p>Çocukları kendini güçlü hissettiğinde okula, zayıf hissettiğinde oyun parkında akranlarını seyretmesi için parka götürüyorlardı.</p>



<p>Çocuklarının odasının yarısını pek çok istasyonu, tren rayı olan model tren sistemiyle donatılar. Ayrıca çocuklarının hayallere dalacağı düzenli masal okuma faaliyetleri düzenlediler. Bir de çok zayıf kollarla da çok güzel tınılar çıkartan bir ksilofon aldılar.</p>



<p><strong>Tüm bu yapılanlar ve yaşananlar küçük çocuğun yaşamı aninden sonlandı diye anlamsız mı?</strong></p>



<p>Anne ve babanın sezgisel cevapları, yaşanan onca acıya, sıkıntıya karşı gecen o kısa ama çok derin deneyimlerin son derece anlamlı olduğuydu.</p>



<p>Özünde, insan olan hepimizin sezgisel olarak bildiği bir gerçektir bu. Hayatın uzunluğu ve sunduğu hazlardan dolayı değil, adanan şeyin sağladığı içerik sebebiyle anlamlı olduğudur. Buradaki kilit kelime, eylem “yönelmek ve adanmak” olduğudur.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Kısaca, koşullardan bağımsız, adanılan bir dava, sevilen bir kişi, üzerimizde beğenmediğimiz ve değiştirme yürekliği gösterdiğimiz bir davranış anlamlıdır. Anlam, ancak ve ancak kendi dışımıza yönelerek, öz-aşkındalık içinde gerçekleştirilir.</p></blockquote>



<h5 class="wp-block-heading">Bir felaket, değiştirilemez bir kader yaşanan kişilere İpucu</h5>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Başına bir felaket mi geldi, değiştirilemez bir kader mi yaşıyorsun?&nbsp; Bu durumda neden ben/biz? Nedir bu abuk sabukluk, anlamsızlık demeden lütfen sakin bir kafa ile şu soruyu kendine sor: “Bu başıma gelmiş olan kader, trajedi karşısında sadece benim tarafınızdan yapılacak ne var? Bunlardan hangisini yapmakla sorumluyum? Bunun cevabını bulduğunda belki acın ortadan kalkmayacak, ancak, hayata coşkulu bir evet diyecek ve kendini var edeceksin. Yaşamın anlam kazanacak. Tarihi değiştireceksin.</p></blockquote>



<p><strong>Elisabeth Lukas &#8220;Stillness &amp; Concentration&#8221; kitabından alıntıdır</strong> p.7-8</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.viktorfrankltr.net/degistirilemez-bir-kader-ve-aciya-ragmen-dolu-dolu-bir-yasam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan “Kişi (persona)” ile ilgili On Tez</title>
		<link>https://www.viktorfrankltr.net/insan-kisi-persona-ile-ilgili-on-tez/</link>
					<comments>https://www.viktorfrankltr.net/insan-kisi-persona-ile-ilgili-on-tez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 May 2021 12:59:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Logoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Varoluşçu Analiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sekerbulutu.com:6885/?p=10256</guid>

					<description><![CDATA[Koşulsuz şartsız insan”, “Persona” Türkçesiyle “kişi”, nedir; nasıl var oluruz (existance), nasıl motive olur yani güdüleniriz? Bu sorulara verdiği yanıtlarla beni yüreğimden yakalayan, &#160;3.Viyana psikoterapi okulu kurucusu Viktor Frankl’ın, 1950 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Koşulsuz şartsız insan”, “Persona” Türkçesiyle “kişi”, nedir; nasıl var oluruz (existance), nasıl motive olur yani güdüleniriz?</p></blockquote>



<p>Bu sorulara verdiği yanıtlarla beni yüreğimden yakalayan, &nbsp;3.Viyana psikoterapi okulu kurucusu Viktor Frankl’ın, 1950 yılında,&nbsp; Salzburg Üniversitesi&#8217;nde sunduğu “<strong>Kişi’ye dair 10 varsayım- ön kabul</strong>” konulu tebliği, özet olarak iletmeye çalışacağım. Ancak, öncelikle Varoluşçu Analiz’e göre birey ve kişinin tanımını netleştirmeliyim:<strong>&nbsp; </strong></p>



<p><strong>İngilizce Individual , Türkçesi Birey&nbsp;</strong>biyolojik, ve sosyolojik veya aritmetik kavramlar için kullanılır. Benzetme yaparsak maddede molekül neyse toplumda birey de aynı şeyi ifade eder. Birey türün biolojik ve sosyolojik terimlerini ifade eder.</p>



<p><strong>Person Türkçesi Kişi.</strong>&nbsp;Latince persona maske anlamına gelir. Kişi “insan” olmanın temsilidir. Kişi bir imge, aşkın&nbsp;<strong>transandantal</strong>&nbsp;&nbsp;bir temsili ifade eder. Kişi kendinin farkında olandır. Kişi ile vicdan doğrudan ilişkilidir. Kişi manevi şahsiyettir. Benim “manevi şahsiyet” olarak çevirdiğime Frankl,Noös kelimesini kullanmıştır. Noös yunanca bilinç dışı akıl, zaman mekan dışı olandır. Ingilizceye spirit olarak çevrilmiştir. Almanca Geist. Bu arada, kişi ve bireyin örtüşmesi gerekmez. Örnek olarak: Faşizm gibi sosyal kökenli nevroz toplumu tamamen etkisine aldığında, kişi geçersiz, engellenmiş, ketlenmişken, birey &nbsp;davranışsal olarak kitleye başarılı bir uyum sağlayabilir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Tanımları yaptık. İşte Viktor Frankl&#8217;ın ortaya koyduğu kişi ile ilgili 10 varsayımı (presupposition)</p></blockquote>



<ol class="wp-block-list"><li><strong>Kişi birdir, bölünemez parçalanamaz</strong>&nbsp;<strong>(<em>The person is an individual Iindividuum]</em>):&nbsp;</strong>En şiddetli sijofrenik vakada &nbsp;bile vicdan ayrışmasından söz edilemez.</li><li><strong>Kişi Birleştirilemez bir bütündür</strong>&nbsp;<strong>(T<em>he person is in-summible</em>):&nbsp;</strong>Kişi bölünemediği gibi aynı zamanda birleştirilemez de bir bütündür;&nbsp;<strong>tamdır</strong>. “Etnik köken”, “sınıf”, “kitle” olarak asimile edilemez. Bu tür özdeşimler, aidiyetlikler kişi mahiye<a href="http://www.logoterapi.net/encyclopedia/tin/">tin</a>e ait değildir. Olsa olsa sahte(<em>pseudo</em>)-kişiseldir. Kendini bu tip sınıflamalar, özdeşimler içinde daha üst bir kimliğe yükselmiş inancı içinde olan kişi aksine batmaktadır. Kendinden daha büyük bir kategori, grup tarafından özümsenen insan “Kişi” olma yetisini teslim etmiş demektir. Kişi’nin tersine organizma bölünebilir veya asimile edilebilir. Hatta, organizmanın çoğalabilmesinin önkoşulu bu bölünebilme ve asimilasyondur. Ancak, bu “kişi”nin üretilebileceği, çoğaltılabileceği anlamında gelmez. Kişi, diğer bir değişle&nbsp;<strong>manevi kişilik</strong>&nbsp;(<em>personal spirit</em>), veya&nbsp;<strong>var oluş</strong>&nbsp;(<em>spiritual existance</em>) tektir yeniden çoğaltılamaz.</li><li><strong>Kişi her an yenidir</strong>:<strong>&nbsp;(<em>person is absolutely unique [Novum]</em>) :&nbsp;</strong>Tek tek her kişi mutlak bir tekliktir [Novum] Hiçbir şekilde bir baba, çocuğunun yaratıcısı değildir. Sadece, yeni bir insanın, bir kişinin geliş mucizesine şahit olandır. &nbsp;Kişi TANRI tarafından yaratılmıştır, ve bu yaratılış üreme esnasında değil, mutlaklığın bir icrası ile zaman ve mekan bağımsız “işte burada”[a&nbsp;<em>nunc stans</em>]&nbsp; olarak gerçekleşmiştir.</li><li><strong>Kişi Manevi bir&nbsp;<a href="http://www.logoterapi.net/encyclopedia/varlik/">varlık</a>tır</strong>&nbsp;(&nbsp;<strong><em>The person is spiritual</em>):&nbsp;</strong><strong>Kişi</strong>’nin etten kemikten duygu ve düşünceden oluşan organizması vardır. Buna kişinin psiko-fizyolojik ve sosyo –psikolojik boyutu var da diyebiliriz. Ancak, Bunun ötesinde kişi manevi bir şahsitettir.&nbsp;<a href="http://www.logoterapi.net/encyclopedia/tin/">Tin</a>dir. Geist’tir.&nbsp;<strong>Manevi Kişilik</strong>,kendi&nbsp; psiko-fizyolojik organizması&nbsp; ile çatışma halindedir. Organizma, organlar tarafından oluşturulmuş işlevselliği ifade eder. Bunun ötesinde kişi’nin kendini ifade edebilmesi, bir şeyler yapabilmesi için kendi organizmasına ihtiyacı vardır. Kısaca, organizma amaç için araç niteliğini taşır, ve maddi değere sahiptir. &nbsp;Maddi değerin karşıtı ise Onur’dur Haysitettir. Onur (dignitiy) sadece kişi’ye aittir, ve, sosyal faydadan bağımsızdır. İnsan onuru’nu tanıyan koşulsuz olarak kim olursa olsun insana saygı duyar.</li><li><strong>Kişi Var olabilendir</strong>&nbsp;(&nbsp;<strong><em>The person is existential</em>):&nbsp;</strong>Bu ifade, kişinin maddesel bir olgu olmadığını vurgular. Kişi kabiliyetlere sahip olandır. Kişi, her hangi bir an,&nbsp; olabileceği olasılıklar (<em>facultative</em>) çerçevesinde, kararlar alıp var olur. Ünlü Varoluşçu felsefeci Karl Jasper’in sınıflandırdığı gibi insan karar alabilen bir&nbsp;<a href="http://www.logoterapi.net/encyclopedia/varlik/">varlık</a>tır.&nbsp;<strong>Kişi bir sonraki an ne olmak istediği ile ilgili karar alabilendir</strong>. Karar verebilen bir&nbsp;<a href="http://www.logoterapi.net/encyclopedia/varlik/">varlık</a>&nbsp;olarak insan, psikanaliz kuramının varsayıldığı, insan dürtü – yönelimli&nbsp;<a href="http://www.logoterapi.net/encyclopedia/varlik/">varlık</a>tır tasarımına kafadan karşı çıkar. Son analizde, İnsan demek “sorumlu”(<em>responsible</em>)”&nbsp; demektir. Dolayısıyla, “var olmak” özgür olmanın ötesindedir. Aslında, sorumluluk ile insanın özgürlüğünün amacı tanımlamaktadır.</li><li><strong>Kişi Ben ile ilgilidir (<em>The person is I bound</em></strong>):&nbsp;Kişiyi, özünde ben yönlendirir yoksa hayvani dürtüleri(id) değil. Freud ben kendi evinin efendisi değil derken “id” yani hayvani dürtülerin baskısının altını çizmiştir. Kişi, ben, ne dinamik ne de genetik dürtüleri tarafından belirlenemez.&nbsp; Ben’in sürüklenmesi kategorik olarak kabul edilemez. &nbsp;Özünde, “Kişi” bilinçdışıdır ve insanın aşkınlıkla olan ilişkisi burada yer alır.</li><li><strong>Kişi Tümleştirendir</strong>&nbsp;<strong>(<em>The person is integrative</em>):&nbsp;</strong>Kişi sadece “bir” ve “bütün” değildir aynı zamanda bunu gerçekleyendir, fiziksel vücut, akıl ve manevi varlığın birliğini ve bütünlüğünü tesis edendir. Biz insanlar,&nbsp; kişi’yi psiko-fizyolojik organizma ile birlikte var olan olarak farkına varırız. &nbsp;Bu arada, insan vücut, akıl ve manevi şahsiyetten meydana gelmiştir doğru bir ifade değildir. Doğru olan insan&nbsp;<a href="http://www.logoterapi.net/encyclopedia/tin/">tin</a>dir (manevi şahsiyettir) ve psiko-fizyolojik organizması vardır. &nbsp;Bu birlik ve bütünlükte insanın manevi varlığı maddi olan psiko-somatik ile bir mücadele içindedir. Bu mücadele mecburi olmayan, seçimle bağlı olandır(facultative).&nbsp; Bu her zaman için çağrılabilen bir yeteneği ifade eder. Çağrılması da gerekir çünkü, psiko-fizyolojinin o çok büyük gücüne “manevi varlığın karşı koyabilme, meydan okuyabilme gücü vardır”(<em>Trotzmacht).&nbsp;</em>&nbsp;Organizma ile Manevi varlığın arasındaki bu gerginlik sağlık işaretidir.</li><li><strong>Kişi Dinamiktir</strong>&nbsp;<strong>&nbsp;(<em>The person is dynamic</em>) :&nbsp;</strong>Sadece kişi kendinden uzaklaşabildiği için ve psiko-fiziksel yapısını aşabildiği için manevi varlığı ortaya çıkar.</li><li><strong>Kişi Hayvan değildir</strong>&nbsp;<strong>(<em>The person is not an animal</em>)</strong>:Hayvan, kişi olabilen değildir. Çünkü, hayvan kendini soyutlayıp kendine uzaktan bakamaz ve kendine karşı tavır alamaz.&nbsp; Hayvanın [ahlakça şekillendirilebilen] bir dünyası yoktur onun [koşullandırılabilen] çevresi vardır.&nbsp; Kişinin dünyası hayvanlarınsa çevreleri vardır.</li><li><strong>Kişi Metafizik bir&nbsp;<a href="http://www.logoterapi.net/encyclopedia/varlik/">varlık</a>tır</strong>&nbsp;<strong>(<em>The person is metaphysical</em>) :</strong>Kişi Tanrı’ya benzeyişinden anlaşılabilir, insan kendini ancak, aşkınlık ile anlayabilir. İnsan ne kadar kendini Tanrı ile ilişki de kavrarsa o kadar insan olur. Birey, aşkınlığı kişiselleştirebildiği ölçüde kişidir: aşkınlığın çağrılarına kendini senkronize edebildiği ölçüde insan olur. Aşkınlığın çağrısının duyulduğu yer insanın vicdanıdır. Vicdan aşkınlığın kayıt altına alındığı yerdir.</li></ol>



<p>Sonuç olarak insanı deterministlik olarak tanımlamak mümkün değildir. O kayıtsız ve şartsız olandır. Bir Fiziksel yapıya (soma), duygu ve düşüncelere sahiptir (psyche) ama onun ötesinde manevi bir&nbsp;<a href="http://www.logoterapi.net/encyclopedia/varlik/">varlık</a>&nbsp;olup özgür ama sorumludur.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Her bir insan tekliktir ve her kişi dünyada eşi benzeri olmayan durumlarla karşılaşır &nbsp;bundan dolayı da tektir ve bu durumları anlamlandırıp yaşamıyla buna cevap verendir </p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.viktorfrankltr.net/insan-kisi-persona-ile-ilgili-on-tez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LOGOTHERAPY AS A STRATEGY FOR ATTAININGMEANINGFUL ORGANIZATIONS AND MEANING AT WORK</title>
		<link>https://www.viktorfrankltr.net/logotherapy-as-a-strategy-for-attainingmeaningful-organizations-and-meaning-at-work/</link>
					<comments>https://www.viktorfrankltr.net/logotherapy-as-a-strategy-for-attainingmeaningful-organizations-and-meaning-at-work/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 May 2021 00:49:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Anlam/Amaç]]></category>
		<category><![CDATA[OrganizasyonKültürü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sekerbulutu.com:6885/?p=10246</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="399" height="592" src="http://www.sekerbulutu.com:6885/wp-content/uploads/2021/05/International-Forum-for-Logotherapy-2015-Spring.png" alt="" class="wp-image-10241" srcset="https://www.viktorfrankltr.net/wp-content/uploads/2021/05/International-Forum-for-Logotherapy-2015-Spring.png 399w, https://www.viktorfrankltr.net/wp-content/uploads/2021/05/International-Forum-for-Logotherapy-2015-Spring-202x300.png 202w" sizes="(max-width: 399px) 100vw, 399px" /></figure>


<a href="https://www.sekerbulutu.com:6885/wp-content/uploads/2021/05/2015-381-034-039-Ozmert.pdf" class="pdfemb-viewer" style="" data-width="max" data-height="max" data-toolbar="bottom" data-toolbar-fixed="off">2015-381-034-039-Ozmert</a>
<p class="wp-block-pdfemb-pdf-embedder-viewer"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.viktorfrankltr.net/logotherapy-as-a-strategy-for-attainingmeaningful-organizations-and-meaning-at-work/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
