Oturum Aç

Kaydol

Hesap oluşturduktan sonra ödeme durumunuzu ve onayı takip edebileceksiniz.
Kullanıcı adı*
Şifre*
Şifreyi Onayla*
Ad*
Soyad*
E-posta*
Telefon*
İletişim Adresi
Ülke*
Occupation*
*Hesap oluşturmak, Hizmet Şartlarımızı ve Gizlilik Bildirimimizi kabul ettiğiniz anlamına gelir.
Bir sonraki adıma geçmeden önce lütfen tüm hüküm ve koşulları kabul edin

Zaten üyemisiniz?

Oturum Aç

Oturum Aç

Kaydol

Hesap oluşturduktan sonra ödeme durumunuzu ve onayı takip edebileceksiniz.
Kullanıcı adı*
Şifre*
Şifreyi Onayla*
Ad*
Soyad*
E-posta*
Telefon*
İletişim Adresi
Ülke*
Occupation*
*Hesap oluşturmak, Hizmet Şartlarımızı ve Gizlilik Bildirimimizi kabul ettiğiniz anlamına gelir.
Bir sonraki adıma geçmeden önce lütfen tüm hüküm ve koşulları kabul edin

Zaten üyemisiniz?

Oturum Aç

Korkuların gelip geçmesini nasıl sağlayabilirim

Keşfettiğimiz umut, gerçek dışı korkularımız karşısında etkinliğini yitirebilir. Nasıl mı? Hepimiz biliriz, genelde korkulan şey ne hikmetse başa gelir. Aşırı derecede enfeksiyon korkusu olan devamlı el yıkamaktan (ablutomani) muzdarip biri, böyle bir korku  yaşamayan birine göre enfeksiyonu daha kolay kapabilir. Misafirin önüne yanmış yemek çıkartma endişesi olan ev hanımı, paniğe kapılıp rostoyu fırından erken çıkarır. Misafire sunduğu et bu sefer de sert olur, sonuç, misafirin önüne gene kötü bir yemek çıkarmış olur.  Sınavlarda başarısız olma kaygısı ile kopya hazırlayan öğrenci, konuya hâkim olmak için gereken süreden daha fazla süreyi kopya hazırlığı için harcar. Sonuç, başarısız olma riski artar ve kişi daha da güvensiz hale gelir.

En genel sonuç ise, endişeli kişi, korkunun hüküm sürdüğü bir dünyayı kendi elleriyle yaratmış olur ve bu da gerçekten de korkulması gereken bir dünya oluşturur.

O halde, kişi bu korkulardan kurtulmak istiyorsa, bu başa bela olan ve (çoğunlukla) gerçek dışı kaygıların gelip geçmesine izin vermeyi öğrenmelidir. Bununla ilgili iki gerçek vaka:

Örnek 1: Bir hastam, karısında tromboz (toplardamarda pıhtı oluşması) oluşacağı ile ilgili bir saplantıya kapılmış ve bir gazetede trombozun yarattığı tehlikeler hakkında bir şeyler de okumuş. Karısının küçük bir cerrahi müdahale geçirmesi gerekti. Bu durum karşısında hastamın endişesi dayanılmaz bir boyuta ulaştı. Hastaneye giderken karısını mezarda görüyor gibiydi.

Endişesini benimle paylaştığında, ona sordum: “Asıl kim için endişeleniyorsun, kendin için mi, yoksa karın için mi?”. Cevabı “Karım için,” oldu. “Öğleyse,” dedim, “şu anda önemli olan karınızın moralinin yerinde olması ve endişelerinizden etkilenmemesi.” Hastam bunu anlıyordu. Devam ettim: “Onu hastanede ziyaret ettiğinizde iyimserlik yaymak sizin göreviniz, ama, böyle endişelenmeye devam edersen, bunu beceremezsin.” Devam ettim, “bu nedenle, şimdilik korkularınızı bir kenara bırakın”: ‘Eşimde değil bir tromboz, on tromboz oluşmuş olsa ve üstüne bir de kalp krizi geçirse bile, gelecekte güzel günlerin bizi beklediğini söylememe hiçbir şey engel olamaz. Onun için, onun iyi olması için olumlu düşünmeye devam edeceğim.”

Hastam, bir gülerek, bir ağlayarak, umut yaymaya yönelerek, kendisine de umut oldu. Bu umut karısının kısa sürede iyileşmesine de vesile oldu.

Örnek 2: Bir rahip, geceleri, karanlıkta kilisede mastürbasyon yapacağı ile ilgili birkorkudan şikâyetçiydi. Bunun bir saplantı, korku olduğunu bilmesine karşın, utanç içinde kiliseye gidemez olmuş. Bana getirildiğinde şunu önerdim: “Tanrı, temiz bir kilise binasından daha çok dünyevi temsilcilerinin sağlam ve güvenilir olmalarına daha fazla önem verir”. Artık fantezileri tarafından engellenmek yerine kilisesine cesaretle girerek Tanrı’ya olan mutlak güvenini kanıtlayabilir. Böylelikle kilisede her türlü uygunsuz eylemi gerçekleştirme olasılığına katlanabilir ve gerçekten de uygunsuz bir şeyler yaparsa da, “her şeyi bilen” Tanrı’nın tüm bunları yapanın rahatsızlığı nedeniyle yaptığını ve gerçekten küfür etmek gibi bir niyeti olmadığını biliri konuştuk.

Hastam önce tereddüt etti.  Bunun üzerine sordum: “Yoksa Tanrı’nın psikiyatri bilgisi sahibi olmadığını mı düşünüyorsunuz?” Güldü. “Görüyorsun,” dedim, “o zaman gelecekte bu gülüşle kilisenize gidin ve eğer korku geri gelirse, kendinize sorun “o her şeyi bilen, zararsız bir zorlanım korkusu ile kasıtlı bir küfür arasında ki farkı bilmez mi?”

Rahip görevine geri döndü ve ona musallat olan bu korku yavaş yavaş eriyip neredeyse yok olma derecesine kadar azaldı.

Bir felaket, değiştirilemez bir kader yaşanan kişilere İpucu

Kişi aşırı büyümüş, zorlanım içeren korku nesnesiyle cesurca yüzleşirse, bu korkular geldikleri gibi giderler. Bu yüzleşme mizah kullanarak yapılmalıdır. Korkuları savma sanatında, korkulan şeyin abartılması önemlidir (“Karımda bir değil on tromboz gelişse bile…”; “Hayal edilebilecek her rezilliği kilisede içinde yapsam dahi…” Böylelikle, kişi öz uzaklaşma yaşayarak anlamlı bir şekilde davranabilir. Bir kader durumu ile karşılaşan ve böyle gerçek dışı korku yaşayanlar bu sanatı kendilerinde geliştirebilir.

Örneğin: “Hastalığımla arkadaş olmam gerekse bile. . ..” Böyle bir egemen kontrol karşısında, korkunun kendisi ürkecek, kuyruğunu kısarak kaçacaktır. Ancak, burada kişiyi yüreğinden gülümseten mizahi anlayışı bulması önemlidir.

Elisabeth Lukas

Elisabeth Lukas “Stillness & Concentration” kitabından alıntıdır p.25-27

Leave a Reply