Login

Sign Up

After creating an account, you'll be able to track your payment status, track the confirmation.
Username*
Password*
Confirm Password*
First Name*
Last Name*
Email*
Phone*
Contact Address
Country*
Occupation*
* Creating an account means you're okay with our Terms of Service and Privacy Statement.
Please agree to all the terms and conditions before proceeding to the next step

Already a member?

Login

Login

Sign Up

After creating an account, you'll be able to track your payment status, track the confirmation.
Username*
Password*
Confirm Password*
First Name*
Last Name*
Email*
Phone*
Contact Address
Country*
Occupation*
* Creating an account means you're okay with our Terms of Service and Privacy Statement.
Please agree to all the terms and conditions before proceeding to the next step

Already a member?

Login

Logo-Muzik: Müziğin İyileştirici Özelliği

Willow– Willow– Dr. Liu-Hsiu Kuo, sertifikalı bir terapi müzisyendir ve TCM (Geleneksel Çin Tıbbı) yetkinliğine sahiptir. Dr. Liu aslen Tayvanlı olup, Almanya’da yaşamış ve okumuş olup Amerika Birleşik Devletleri’nde müzik alanında doktora yapmıştır. Birçok enstrüman çalabilmektedir Müzikal duyarlılığı ve yetkinliği  sayesinde dünyanın çeşitli yerlerinde, Mikhail Gorbaçov’un önünde ve 2008 depreminde travma geçirenlere yardımcı olmak amacıyla güneybatı Çin’deki ilk terapötik müzik konserlerini icra etmiştir.. Dr. Kuo, MusicMap’in yaratıcısıdır ve müziği klinik bir ortamda yenilikçi bir şekillerde kullanımının öncülerindendir. Hem hastanede hem de toplumda gürültü kirliliği konusunda aktif olarak farkındalık yaratmaktadır.

Neal Martin, Logoterapi Diplomatıdır. Neal, 1950’de ABD’de doğdu ve ayrıca 11 yıl İsrail’de yaşadı. Neal’ın tutkuları arasında out-door faaliyetler, doğal ve bitki temelli beslenme ve yaşam tarzı, Yahudi Mistisizmi, müzik ve Logoterapi yer alır. Şu anda Washington eyaletinin kırsal kesiminde yaşıyor ve dahi karısının Müzik, Anlam ve Mucizeler adlı bir kitap yazmasına yardımcı olmak için zaman ayırıyor.

Dr. Liu-Hsiu Kuo – Konuşma metni

Tony, Arp ile müzik parçaları çaldığımı duyunca “Flight of the Bumblebee” çalabilir misin diye sordu.

“Tabii!” Dedim.

Böylece Rimsy Korsakov’un ünlü parçasının başındaki kromatik alçalan melodinin ilk dörtlüğü  çalmaya başladım. Orijinal versiyonunda ve diğer enstrümantal düzenlemelerde herkesin bildiği, o alışıldık hızlı versiyonunun aksine, bu bölümü harbimle ancak yavaş bir kaplumbağa hızında çalabildim. Buna rağmen, Tony hayal kırıklığına uğramış gibi de görünmüyordu. Aksine, oldukça eğlendi ve usta bir arpçının bile parçayı hantal çalışına şaşırdı. Muhtemelen bu parçayı bir arpta duyan ilk kişi olduğunu da fark etti – en azından benim çaldığım gibi. Herhangi bir arp sanatçısının bu kromatik parçayı diyatonik enstrümanlarında çalmak isteyebileceğini hayal bile  edemiyorum, çünkü pedallı daha gelişmiş konser arpıyla bile, pedallar açılış geçişi için yeterince hızlı çalıştırılamıyor. Bu sorunlar ne olursa olsun, Tony mini konserden o kadar çok keyif aldı ki istediğim kadar çalmaya devam etmemi istedi.  “Müziğiniz çok rahatlatıcı, muhteşem!”, “Günüme anlam kattınız” dedi.  Hastanede 33 telli manivelalı arp çalıyorum.

Pek çok insan benim, gönüllü bir şovmen mi?, müzik terapisti mi? ya da  bir ölüm meleği mi olduğumu merak ediyor. Ama ben bunların hiçbiri değilim. Ben bir Terapik Müzisyenim – Alaska’da bir klinikte tam zamanlı çalışan bir müzisyenim. Haftada beş gün, günde sekiz saat, ortalama altı ila otuz hastaya otuz ile yüz arası farklı müzik parçası çalıyorum. Hastalar dünyanın çeşitli yerlerinden gelir. Bazıları uzak bölgelerde, binlerce mil uzakta yaşıyor ve diğerleri güzel eyaletimizi ziyaret eden turistler. Yerel nüfus doksanın üzerinde farklı dil konuşulmaktadır! Herkes hizmetimi talep edebilir ve herkes için ücretsizdir: hastalar, ziyaretçiler ve hastane personeli.

 Müzik sayesinde hastalar ve ziyaretçiler, klinik ortamda nadir görülen bir deneyim yaşarlar – bir neşe, dinginlik ve yaşamlarında güzellik olabilirliği.

“Amazing Grace” ve “Stairway to Heaven” en çok talep edilen iki eserim. Talepler alıyorum çünkü insanlara seçenekler sunmayı ve onlara kontrol hissi vermeyi seviyorum – özellikle her zaman çok fazla seçeneğe sahip olmadıkları bir hastane ortamında. Kulaktan çalabildiğim için, bir parçanın neye benzediğini bildiğim sürece her tür müziği yeniden düzenleyebiliyorum. Çoğunlukla bir parçanın yalnızca en tanıdık veya karakteristik bölümünü çalmam yeterli oluyor – insanların en kolay tanıyacağı şeyi – parçanın tamamını değil. Klasikten folk, pop ve caza kadar tüm müzik türlerini çalmak için anahtarları, armonileri, eşlikleri ve yapıları değiştiriyorum.

“Clair de Lune” ,“Re için Canon’u” oldukça popül.

Pek çok alışılmadık isteği yerine getiriyorum: Bach’tan “The Goldberg Variations” ya da Lady Gaga’dan “Bad Romance”, hepsini manevelalı harpımla çalıyorum.

Günün birinde bir hasta “Flight of the Bumblebee” çalmamı isteyene kadar, manivelalı harbe ne kadar hızlı alıştığım ve esnekliğimden gurur duyuyordum. Hastaya harp ile  bu parçayı çalmanın imkansız olduğunu söyledim ve yoluma devam ettim. Bununla birlikte, hayır demek benim için oldukça rahatsız ediciydi, çünkü, birisi aşina olmadığım Hip-Hap veya Rap çalmamı istediğinde, bir ritim ve doğaçlama yapıyordum. Denediğimde her zaman insanlar mutlu oluyordu.

Bir gün rehabilitasyon katında arpımla geçerken birisinin bana baktığını fark ettim. Durdum ve ona döndüm. Hasta elbisesi giymiş, bakımlı olmayan, 3 günlük sakalı ve dağınık kısa koyu kahverengi saçları olan orta yaşlı bir adamdı. Sadece gözlerine ve duruşuna bakarak üzüntüsünü görebiliyordum. Kendimi ve hizmetimi ona tanıttım. Ne olacağını bilmemekten biraz tereddüt ederek, benim müzik teklifimi cesurca kabul etti. Müzikal füzyonum sırasında bir şey değişti: gözleri nazik bir gülümsemeyle ve yüzünde şaşkınlıkla parladı. Arp çalmamı duyduktan sonra açıldı ve hikayesini paylaştı. Eskiden gitar çaldığını söyledi, ancak şimdi donma nedeniyle doktoru altı parmağını kesti. Bana iki elini de gösterdi ve artık gitar çalamayacağını söyledi. Çaresiz durumuna yanıt olarak, hemen altı parmağımı indirdim ve arpta bir melodi çaldım. Ona sadece dört parmağımla arpta hala müzik yapabileceğini söyledim. Daha sonra arpı sadece iki parmağımla çaldım. Gülümsedi ve teşekkür etti. Yine de itiraf etmeliyim ki parmaklarımdan herhangi birini kaybetseydim nasıl hissedeceğimi hayal edemiyordum.

Tony benden “Flight of the Bumblebee” çalmamı istediğinde, altı parmağını kaybeden adamı nasıl cesaretlendirdiğimi hatırladım. Ayrıca, youtube seyrettiğim ve sadece dört parmağı ile Chopin’s Fantasie’yi inanılmaz bir biçimde çalan Koreli piyanisti ve San Diego’daki bir parkta kolsuz ayakları ile gitar çalan adamı hatırladım. Tony için arpta o imkansız parçayı çalmamak için hiçbir bahanem kalmadığını fark ettim. Tony yirmili yaşlarının sonlarında genç bir adam olmasına rağmen, hayatının son günlerini yaşayan bir hastaydı. Belki de bu parçayı son kez dinleyebilecekti. Ben de, hayatımda ilk kez manivelalı arpımda çalınması imkansız bu parçayı çaldım.

“Bumblebee Uçuşu” en sevdiğim eğitici parçam oldu. İnsanların arp çalmamla ilgili soruları olduğunda her zaman çalıyorum. “Yetenekli” bir müzisyenin ne kadar hızlı bir şekilde “başarısızlığa” dönüşebileceğini göstermek çok kolay, çünkü bu parçada insanlar “olması gereken” sesleri duymayı bekliyorlar: virtüözlüğü sergilemek için mükemmel bir parça. Ancak, bunun yerine “engelli” arpıyla mücadele eden bir arpçının “yapabileceklerini” duyduklarında  bu insanların hoşuna gidiyor. Savunmasızlığımın ortaya çıkarması artık utanç verici gelmiyor. Çaba göstermeyi ve sahip olduğum şeyle elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum – tüm sınırlamalarım ve zayıf yönlerim dahil. Ve beni özgür kılıyor.

Neal Martin – Konuşma Metni

2019 son günleri, en küçük kız kardeşimden korkunç bir telefon aldım: “Annem aşırı omuz ağrısıyla hastaneye kaldırıldı ve kötü durumda. Seni gelişmelerden haberdar edeceğiz.”

Doktorlar, 93 yaşındaki annemi geceyi geçirdikten sonra, hastanede mikrobu almasın düşüncesiyle taburcu etmişler. Anneme daha sonra konjestif kalp yetmezliği teşhisi kondu. Kalbi zar zor çalışıyordu. Hayatın son günlerini yaşıyor gibi geldi. Bir an önce İsrail’e gitmeye karar verdim. Yılbaşı gününde annemle görüntülü sohbet edebildik. Annem güçsüz ve zor nefes alıyordu. Bir hafta içinde onu görmeyi planladığımı öğrenince sevindi. 8 Ocak 2020’de kız kardeşim beni annemizin zatürre olduğu bilgisiyle karşıladı. Yakında vedalaşacağımızı düşündük.

 Annemle karşılaşınca, beni görmekten çok mutlu oldu ve tam da doktorun tavsiye ettiği şey olduğumu söyledi. Annem oksijen kullanıyordu ve güçlükle nefes alıyordu. Zayıftı ve bir seferde üç dakikadan fazla uyanık kalamıyordu. Her an vefat edeceğini düşünüyorduk. Geceleri oturma odasındaki kanepede yatmaya gönüllü oldum. Eğer annem vefat ederse bu durumda, bakıcısı yalnız kalmamış olur. Gecem inanılmaz derecede zor geçti. Annemin nefes alıp almadığını kontrol etmek için birkaç kez uyandım. Anneme hiçbir şey olmamıştı. O huzursuz gecede çok hoş bir anım oldu. Altmışlı yılların başlarında bir süre ailem özel bir konser için Syracuse Senfonisini dinlemek için bilet almışlardı. Solist, yükselen genç piyanist Van Cliburn’du. O akşamı çok iyi hatırladım, çünkü, annemle babam iki küçük kız kardeşimi çocuk bakıcısı olmadan bana emanet ettikleri ilk akşamdı. Ailem büyülenmiş bir şekilde eve döndü. Annem temayı mırıldanıyordu Rachmaninoff’un ikinci piyano konçertosu. Van Cliburn annemin yeni gönül yarasıydı! 60 yıl geçse de melodiyi unutmadım. YouTube’da Van Cliburn’ün Moskova Filarmoni Orkestrası ile aynı konçertoyu solo olarak çaldığı bir videosunu buldum. Anneme akıllı telefonumdan izlettirmek istedim. Kabul etti ve bir mucize meydana geldi. Annem 38 dakika dikkatle izledi ve dinledi. Parmaklarını piyano çalıyormuş gibi hareket ettirdi ve müziği mırıldandı. Şu sohbeti yaptık: “Ne kadar yakışıklı ve yetenekli bir genç adam. Hala çalıyor mu? “

Maalesef 2013 yılında 78 yaşında öldü. “Bu üzücü. Hiç evlendi mi? “Hayır anne, gey olduğunu düşünüyorum”. Ah, bunu bilmiyordum. Çok yakışıklıydı. Yorgunum. Şimdi dinlenmem gerek. O gece yine kanepede uyudum. Hem annem hem de ben daha kolay uyuduk.

Ertesi gün daha daha fazla Van Cliburn videosu buldum ve anneme başka birini görmek ve dinlemekle ilgilenip ilgilenmediğini sordum. “Çaykovski’yi mi yoksa Grieg konçertosunu mu tercih edersin?” Çaykovski’yi seçti. Annem, yine parmaklarını hareket ettirdi ve ünlü romantik açılış melodisini mırıldandı. Ne kadar yakışıklı ve yetenekli bir genç adam. Hala çalıyor mu? Maalesef 2013 yılında 78 yaşında öldü. “Bu üzücü. Hiç evlendi mi? “Hayır anne, gey olduğunu düşünüyorum”. Ah, bunu bilmiyordum. Çok yakışıklıydı. Yorgunum. Şimdi dinlenmem gerek. Ertesi gün anneme Grieg konçertosunu dinlemek isteyip istemediğini sordum. Yine dikkatle dinliyordu ve sanal bir piyano çalıyordu.  Ne kadar yakışıklı ve yetenekli bir genç adam. Hala çalıyor mu? Maalesef 2013 yılında 78 yaşında öldü. “Bu üzücü. Hiç evlendi mi? “Hayır anne, gey olduğunu düşünüyorum”. Ah, bunu bilmiyordum. Çok yakışıklıydı. Yorgunum. Şimdi dinlenmem gerekiyor. ” Ertesi sabah annemin ciğerlerinden artık hırıltı bir ses gelmiyordu ve teniyi rengi daha iyi oldu.

Bana “Bugün ne çalacaksın?” diye sordu. “Prokofiev’in 3 numaralı piyano konçertosuna ne dersiniz? Van Cliburn hem solo hem de şeflik yaptı. ” Annem o müzik parçasını daha önce hiç duymadığını, modern, heyecan verici ve güzel olduğunu söyledi. Sonra şöyle dedi: “Ne deha! Çalarken gözleriyle orkestra şefliği yapıyor! Ne kadar yakışıklı ve yetenekli bir genç. Hala çalıyor mu? ” Maalesef 2013 yılında 78 yaşında öldü. “Bu üzücü. Hiç evlendi mi? “Hayır anne, gey olduğunu düşünüyorum”. Ah, bunu bilmiyordum. Çok yakışıklıydı. Bu sefer annemin dinlenmeye ihtiyacı yoktu. Ona bakan hemşiresi geldi ve zatürrenin azaldığını ve artık oksijene ihtiyaç kalmadığını söyledi. O gece kız kardeşimin evinde rahat bir şekilde uyudum.

İsrail’de kaldığım süre boyunca annemle en sevdiği solistlerin ve orkestra şeflerinin tadını çıkarmak için günlük bir rutinimiz vardı. O yakışıklı genç dahinin müziğinin annemi canlandırmasının üzerinden on üç aydan fazla zaman geçti ve o İsrail’in en uzun süreli yaşlı bakım evi hastası oldu! Bu mucize sonucunda en sevdiğim müzikten bir playlist oluşturdum ve elbette annemle birlikte beğendiğimiz Van Cliburn parçalarını da içeriyor.

Leave a Reply